KURUMSAL YATIRIM DANIŞMANLIK

Kelliğe ne sebep olur?

Saç, kafa bölgemizde bulunan kıllardan oluşur ve büyüme döngüsü denen, büyüme ve dinlenme evrelerini içeren bir döngüde uzar. Bu döngü içerisinde büyüme evresi 2-8 yıl sürer. 2-4 haftalık bir parçalanma döneminin ardından saç dinlenme evresine girer. Bu evre de 2-4 ay sürer. Bu evrede küçülmüş saç hücresi yeni saç teli uzayıncaya kadar eskisine tutunur. Yeni saçın çıkmasına paralel kısa bir büyüme evresinden sonra hücre dinlenme evresine döner. Saçın dökülmesiyse bir sonraki büyüme döngüsünün başlamasından hemen sonra olur ve yeni saç gövdesi büyür. Ortalama olarak her gün 50-150 tel saç dinlenme evresindeyken dökülür. Bu saç kayıpları normal kabul edilmektedir. Ama bir de saçın önlenemez kayıpları olur ki teknik dilde buna olağan kellik ya da erkeksi saç kaybı denilmektedir. Bu olgunun tıptaki adıysa androgenetik alopesidir. Androgenetik alopesinin görülme sıklığını etnik ve ailesel faktörlerin etkilediği bilimsel araştırmalarla açıklanmıştır. Farklı toplumlar üzerinde yapılan araştırmalara göre de ırksal birtakım farklılar olduğu da vurgulanır. Örneğin bütün beyaz erkeklerin saç dökülmesine genetik eğilim taşıdığı ve %96sının saçlarını farklı derecelerde kaybettikleri belirtilmektedir. Beyaz erkeklerin sihah erkeklere göre 4 kat daha fazla bu sorunu yaşadıkları da saptanmıştır. Androgenetik alopesi Eskimo ve zencilerde oldukça seyrek görülmektedir. Asyalı ve Afrikalı Amerikalılarda görülme sıklığı diğer iki grubun arasında yer almaktadır. Ayrıca androgenetik alopesi yaşla da ilişkilendirilmektedir. Örneğin 50 yaşındaki beyaz kadınların %50sinde androgenetik alopesi görülmekte, 35-40 yaş arası beyaz kadınlar da %27 oranında bu sorunu yaşamaktadır. Bir başka saptama da kadın ve erkekte olan saç kayıpları birbirinden farklıdır.





Neden Hıçkırırız?

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.
Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıck’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.
Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıckırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır. Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kollan yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.
Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.
Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.
Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.
Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.





Okyanusun en derin noktası

Bir kilogram ağırlığındaki bir cismin okyanusun en derin noktası olan Mariana Çukuru’na ulaşması tam bir saat alıyor.

- İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’liler, yarasaları bomba ikmali için kullanmayı denemişler.

- Tavuğun ne renk yumurtlayacağını kulak memelerinin rengine bakarak anlamak mümkün. Eğer kulak memeleri beyazsa yumurtası beyaz, kırmızıysa yumurtası kahverengi oluyor.

- 10′uncu yüzyılda İran’ın veziriazamı olan Abdul Kasım İsmail, kitaplarına çok düşkün bir adammış. Bu sıradan bir düşkünlük değil. 117000 cilt kitaptan oluşan kütüphanesini nereye giderse yanında götürüyormuş.Bu iş için develeri kullanıyormuş. Özel eğitimli 400 deve, alfabetik olarak sıralanarak vezirin kitaplarını taşıyorlarmış.





Bina emlak vergisi nereye yatırılır

Bina emlak vergisi maliye aracılığı ile bulunduğunuz ilçe Belediye hesaplarına yatırılır





GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİDİR?

Gökyüzü Neden Mavidir

Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir.

Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız
ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.

Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.

Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.





Bunları Biliyormusunuz ?

Bunları Biliyormusunuz – 1

Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu
Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını
Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arızaların %23 ünün, makinenin üstüne oturup kendi popolarının fotokopisini çekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldiğini
Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yiyeceğini (Mmmmh!!:)
İdrarın zifiri karanlıkta parladığını
Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini
Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini
Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini
Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını
Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını
Farelerin ve atların kusamadıklarını
1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını
Çakmağın kibritten önce bulunduğunu
Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu
Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını
Biliyormuydunuz?

 





Cilt lekeleri nasıl tedavi edilir

Cilt lekelerini gideriyor
Leke üzerine uygulanan basınçlı buz, cilt üzerinde bulunan, siğil, doğum lekeleri ve yanık lekelerini yok edebiliyor. Bu yöntemde özel bir aparatla çok ince buz parçalan yüksek basınçla cildin alt tabakalarına gönderiliyor ve tekrar emiliyor. Böylece cildin o tabakasının kendi kendisini yenilemesi sağlanıyor. Cilt kendi kendini yenilediğinde de lekeler ortadan kalkıyor. Yöntem güzellik merkezlerinde uygulanıyor





Sonsuz gençliği yakalamanın yolları

Kalp:

Aşk ve seks damarları fit tutuyor Uzmanlar sağlıklı beslenmenin ve yaşam tarzının yanı sıra aşk ile cinsel hayatın da kalp sağlığına ilaç gibi geldiğine dikkat çekiyorlar. Çünkü aşk ve seks, stresin olumsuz etkilerini azaltıyor. Malum, stres de pek çok hastalığın ortaya çıkmasında sanık sandalyesine oturuyor. Bunun nedeni ise stresli olduğumuzda kanın pıhtılaşmasına, dolayısıyla da kalp krizine yol açan adrenalin hormonunun yüksek seviyede salgılanması! Ne yapabilirsiniz? Günümüzde mutlu bir ilişki yaşayabileceğimiz bir partneri bulmak pek kolay olmasa da, siz yine de ümidinizi kesmeyin ve arayışlarınıza devam edin. Çünkü uzmanlara göre; mutlu bir birliktelik, kalp sağlığını büyük ölçüde tehdit eden yüksek tansiyondan (140/mmHg) koruyabiliyor. Ayrıca spor yaparak haftada 2 bin kalori yakarsanız (aerobic, bisiklete binme ve yüzme), kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskinizi yüzde 50 oranında azaltabilirsiniz. Aynı zamanda Akdeniz Diyeti de kalbimizi genç tutabiliyor. Uzmanlar kalbinizin sağlıklı kalması için alışveriş sofranızı her gün 400 gr sebze ve meyve, 1 çay bardağı kırmızı





Strese karşı yoga yapın!

Yoga kelimesinin geçtiği pek çok yerde muhakkak sukhasana pozunda oturmuş bir yogi resmi olur. Temel meditasyon asanalarından biri olan sukhasananın kelime anlamı hoş duruş, latif poz, mutluluk veren pozdur. En önemli faydası zihnin sakin bir hale getirilmesidir. Uygulama: Önce bacaklarınız hafifçe aralık ve elleriniz geride destekler vaziyette başınızı bir yana doğru eğerek, yerde rahat bir biçimde oturun. Daha sonra bedeninizi dik duruma getirin ve bacaklarınızı bağdaş kuracak şekilde toplayın. Önce sağ bacak önde ve sol bacak üstte olacak şekilde bağdaş kurun… Daha sonra yavaşça gene bacaklarınızı öne alın ve tam tersi olarak yani sol bacak önde sağ bacak üstte duracak şekilde bağdaş kurun. Süre: Temel meditasyon pozlarında olan bu asanada süre kısıtlaması yoktur istediğiniz sürede uygulamaya devam edebilirsiniz.





Depresyona karşı 6 özel terapi!

Gökyüzünü kara bulutlar kaplamış, yollar da sabahın erken saatlerinde bastıran sağanak yağmur nedeniyle yürünmez halde… Kışın sıkça karşılaştığımız bu tablo yüzünden, gideceğimiz yer kısa mesafede de olsa yürümek yerine arabamızı tercih ediyoruz.